özgün baskı teknikleri

ÖZGÜN BASKIRESİM TEKNİKLERİ

Çeşitli araç ve malzeme ile doğrudan veya kalıplar yapmak yoluyla kağıda veya benzeri malzeme üzerine, sanatçısı tarafından yapılıp basılan resimlere “özgün baskıresim” denir. Bunlar kalıbın yapılması ve basılması süreci içerisinde yaratılmış grafik resimlerdir(1). Bu teknikler görsel grafik öğelerin çok çeşitli etkiler ve anlatımlar verecek çeşitlilikte kağıda geçirilmelerini sağlarlar. Bu imkanlar, sanatçıya şekillendirme ve anlatım zenginliklerini gösterir. Her teknikle beraber yeni deneme yolları açılır. Bu zegin çeşitliliği değerlendiren sanatçı zamanla kişiliğine uygun düşen bir anlatım dili geliştirebilir. Özgün baskı sanatı çalışmalarında bugün en çok yararlanılan teknikler, özeliklerine göre sınıflandırılabilir. 

a). Yüksek baskı teknikleri.

b). Düz baskı teknikleri.

c). Çukur baskı teknikleri.

d). Elek baskı teknikleri.

A). YÜKSEK BASKI TEKNİKLERİ

Bu teknikte önce kazınarak veya oyularak kalıplar hazırlanır. Yüksek baskı kalıpları genellikle ağaç yüzeylere oyularak veya kazınarak yapılır. Ağaç dışında oymaya veya kazımaya uygun çeşitli muşambalar( linolyum, plastik yer karoları, poliüretan levhalar vb.) kullanılır. Asitten yararlanılarak çinko veya levhalar da kullanılabilir. Oyma veya kazıma ile elde edilen kalıbın üzerine rulo ile baskı boyası verilir. Yüksek yerlerin almış olduğu boya baskı yoluyla kağıda geçirilir. Baskı kağıdın arka yüzüne tahta kaşığın sırtı veya benzeri bir tahta ile sürtülerek veya yüksek baskı presi ile gerçekleştirilir.

Her renk için ayrı kalıplar oyarak veya aynı kalıba, farklı renkler sürerek çok renkli baskılar da yapılabilir. Hazırlanan kalıp veya kalıplarla birçok sayıda baskı yaratılabilir.

Oyularak yapılmış tahta kalıplardan resim basma tekniği Çin’de III.y.y’da ortaya çıkmıştır. 105 yılında Çin’de kağıdın yapılabilmesi baskı santının doğumunu hazırlamıştır. 12. yy’da bir resim yapma ve çoğaltma tekniği olarak yayıldığını görüyoruz. Ve bu tekniğin Japonlarca da benimsendiğini biliyoruz. Tahtaya resim kalıpları oyma tekniği Ortaçağ’ın sonlarında Avrupa’da kutsal kitap resimleri için, baskı kalıpları yapmakta kullanılmaya başlanmıştır. Rönesans öncesi Avrupa’sında kitapların sayfalarının olduğu gibi tahta bloklara oyularak basıldığını görüyoruz. İşte bu kitaplara konan resimler de aynı teknikle basılıyordu. 1440 yıllarında harfleri dizerek sayfa kalıplarını oluşturan tekniği Gutenberg tarafından bulunduktan sonra, tahta kalıplar yalnız resim baskılar için kullanılır olmuştur. Kutsal resimleri çizen ve boyayan resim ustalarınınasıl resmi veren çizimi kalıptan basarak sonra boyamak gibi daha kolay üretme tekniğine yönelmeleri bu teknikle özgün baskı resimler yapma yolunu açmıştır(2).

Ülkemizde ilk kez 1830 yılında İbrahim Müteferrika tarafından “Tarihi Hindi Garbi” adlı kitaptaki resimlerin basılması için bu teknikten yararlnılmıştır. 1936 yılından sonra ressam ve resim öğretmeni yetiştiren kurumlarımızda bu teknik öğretilmeye başlanmıştır.

B). DÜZ BASKI TEKNİKLERİ

Düz baskı tekniklerinin ilkel şekli monotipi adıyla bilinir. Cam veya parlak metal bir levhaya merdane ile baskı boyası verildikten sonra bu levha üzerine yatırılan kağıdın arkasına bir kalem veya benzeri bir araçla çizilerek baskı elde edilir. Resim çizilirken baskı oluşur. Yalnız bir baskı elde edilebildiği için monotopi denmiştir. Bu teknikte de çeşitler vardır: boya verilmiş levha üzerinde silme, kazıma, boyama yoluyla oluşan resim bir kağıda basılarak da baskı resim elde edilebilir.

Düz baskının en çok kullanulan ve yaygın olan şekli litografi (taş baskı). Bu teknikte kalıp olarak önce taş kullanıldığı için sanat dilinde taş baskı olarak adlandırılmıştır. 1796 yılında Alois Senefelder isimli bir Alman tarafından bulunmuş ve geliştirilmiştir. 1818 yılında yayımladığı kitapta Senefelder taş baskının bütün resim yapma ve basma olanaklarını açıklamıştır. Taştan baskı tekniği özgün baskı alanında çok etkili olmuş ve bütün Avrupa ve dünyaya yayılmıştır. Kalem izinin olduğu gibi baskıya geçirilebilmesi, çizgisi güçlü ressamlarca kullanılmasına neden olmuştur. Litografi tekniği ile özgün baskı eserler veren ilk ressamlar olarak Gericeuld, Dalcroix, Goya ve Daumier’i örnek verebiliriz.

Theodor Gericeuld 1917, Delacroix 1919 yılında bu teknikle ilk esrlerini vermişlerdir. Litografi tekniği İspanya’ya ulaştığında yetmiş yaşında olan Goya bu tekniği çok sevmiş ve bir dizi özgün baskı yapmıştır. Litografinin kalemle çalışan büyük ustası Honore Daumier 1830’dan 1972’ye dek, 42 yıl çeşitli dergi ve gazetelere resimler yapmıştır(3).

Mikroskobik deniz hayvanlarının kireç taşı kabuklarından meydana gelmiş doğal taşların, düzlenmiş suyla temizlenmiş ve kurutulmuş yüzlerine yağlı kalemle ve mürekkeple resim yapılır. Taşın yüzeyinde resim olan yerlerde bir yağ tabakası yerleşir. Taş süngerle ıslatıldıktan sonra yüzünden merdane ile yağlı baskı boyası geçirilirse yalnız resim olan yerler bu boyayı alır.

Boya verilmiş yüzeye kağıt serilerek kalıp presten geçirilerek resim kağıda geçer. Teknik yağla suyun karışmaması özelliğinden yararlanır. Taş kalıplar kalın ve ağır olduklarından taş kalıbın yerine çinko ve aliminyum kalıplar geliştirilmiştir. Çok ince ve hafif olan bu levhaların yüzeyine grenlenerek baskı resim yapılır. Ayrı ayrı kalıplar üst üste basılarak çok renkli resimler elde edilebilir. Düz baskının üretimde kullamılan şekline ofset baskı denir.

C). ÇUKUR BASKI TEKNİKLERİ

Bu teknikte kalıp olarak bakır, çinko veya çelik levhalar kullanılır. Tekniği özelliğine göre şu kısımlara ayrılır:

1). Elle kazıma: Sivri veya özel yapılmış oyma uçları ile resim metal üzerine doğrudan kazınarak elde edilir. Özel aletlerle noktalar, dokular ve çizgi demetleri de metal üzerinde çukurluk olarak elde edilebilir. Kazınan kalıpların çukurlarına parmakla veya tamponla baskı boyası verilir. Yüksek yüzeyde kalan boyalar kağıt ile silinir boya yalnız çukurluklarda kalır. Çukurda kalan boya nemlendirilerek yumuşatılmış kağıda özel persle basılarak geçirilir.

2). Yedirme yoluyla oyma: Metal plakanın yüzü asite dayanıklı özel lakla kaplandıktan sonra plaka üzerine çelik sivri uçlarla resim çizilir. Çizgi ve taramalar, ton ve dokular resmedildikten sonra, metalin üzerindeki bu resim asitle yedirilerek resim olan yerler oyulur. Kalıptaki laklar temizlendikten sonra oyulmuş yerlere baskı boyası verilir yüksekteki boyalar silinir; preste baskıyla resim nemli kağıda geçirilir.

3). Aquatinta: Metal plaka üzerine toz reçine serpildikten sonra tozlar ısıtılarak eritilir. Plaka üzerinde asite dayalı laklarla kapatmalar yaparak, açık kalan yerleri asitle yedirerek resmi yapma işlemi sürdürülür. İstenilen koyu ve açık tonları elde edecek şekilde kapama ve yedirmeler tekrarlanır. Sonuç olarak lak ve reçine artıkları tinerle temizlenir. Çukurlara boya verilir, yüksekteki boyalar silinir ve baskı yapılır.

4). Mezotinta: Bu yöntemle çeşitli dişli bıçak veya ruletler kullanarak metal plaka üzerinde çukurluk ve çapaklardan dokular oluşturulur. Kullanılan bıçak ve ruletlerdeki diş kalınlığına göre, çeşitli karakter ve derinlikte dokular oluşturulabilir. Bu dokular ezilerek, kazınarak, çukur ve çapak derinlikleri değiştirilir; diğer yöntemlerde olduğu gibi baskı yapılbilir.

5). Baskı, sıçratma, aktarma teknikleri ve diğer teknikler: Metal plaka üzerine yumuşak lak sürülüp bu lakın üzerine çeşitli malzemelerle baskı yaparak istenilen doku izleri elde edilebilir. Vernik veya özel lakta erimeyen asit veya suda eriyen tozlar vernik veya lakla beraber metalin yüzeyine sürülür. Lak kuruduktan sonra plaka asite atılınca tozlar erir ve açılan izlerini asit yer. Bu yöntemle çeşitli ince kalın dokular ve etkiler elde edilebilir.

Asite dayanıklı fırçalarla doğrudan doğruya metal plak yüzüne sulu boya gibi resim yapılabilir. Asitin gücü ve etki süresine göre yumuşak tonlar veren izler oluşturulabilir

Bakır plakaların kazınması tekniği daha antik çağlarda kuyumcular tarafından kullanıldığını biliyoruz. Kuyumcular ve silah süslemecileri oyulan motifi daha keskin göstermek için, oyulan yerleri siyah maddelerle dolduruyorlardı. Süslemelerin kopyasını elde etmek için oymaları kağıda bastıkları da görülmüştür. Kazıma bakır kalıplarda ilk resim baskıları 15.yy da Orta Avrupa’da görülmektedir. Yaşadığımız yüzyılda özgün baskı tekniklerine sanatçıların ilgisi artmaktadır. Fransa’da Corot, Manet, Rodin, Degas, Gaugin, Picasso, Chagal, Derain; Almanya’da Corinth, Slevoght, Liebermann, Meid, Orlik; İskandinavya’da Munch; İngiltere’de Moore gibi sanatçıların bu tekniklerde özgün eserler verdiklerini görüyoruz. Bütün dünyada sanatçı yetiştiren kurumlarda hem bir eğitmen hem de yaratıcı resmetme aracı olarak ele alınmakta ve öğretilmektedir(4).

D) ELEK BASKI TEKNİKLERİ:

Serigrafi, Filmdruk, Şablon baskı adlarıyla da anılan bu teknikler Çin’de ve Japonya’da yüzyıllar önce kumaşlara baskı yapmak için kullanılmıştır. Bir çerçeveye ipek, sentetik iplik veya bronz telden ince bir dokuma gerilmiş eleğe benzeyen kalıbın, resim verecek yerleri açık kalacak şekilde diğer yerlerde dokuma gözenekleri kapatılır. Eleğin içine baskı boyası koyup sıyırmak yolu ile açık yerlerden boya kağıt yüzüne geçirilir.

Kalıbın dokuma şeklindeki yüzüne resim, şablon yapıştırma, boyama teknikleriyle elle işlenebildiği gibi, fotomekanik yolla da geçirilebilir. Elle çalışmalar, çerçeve ve dokuma bulmak şartıyla heryerde uygulanabilecek kolaylıktadır. Fotomekanik çalışmalar kuvvetli ışık kaynakları, emici şaseler ve çeşitli kimyasal bileşimler gerektirir. Bu teknikten empirme kumaş baskılarında, afiş, etiket, yazı levhaları ve çıkartma baskılarında yararlanılır.

RESİM AÇIKLAMALARI

Resim 675:

Sanatçı siyah beyah figüratif bir çalışma sergilemiştir. Ön planda oturan kadın figür, ufuk çizgisine kadar uzanan tarla görülür. Ağacın dokularından yararlınarak yatay olarak oyulmuş bir gökyüzü ile derinlik yaratılmıştır. Oturan kadın figüründen abartarak bir deformasyona gidilmiş, bir anlamda abstre bir çalışma denenmiştir. Deformasyon sadece uzuvların uzatma şeklinde uygulanmıştır. Örneğin; portre, eller ve ayak normal oranda resmedilmiş buna karşılık boyun, kollar ve bacaklar çok fazla uzatılmıştır. İlk bakışta resimde grinin baskın olduğunu görmekteyiz. Yüksek baskılarda gri bu örnekte görüldüğü gibi dokusal oymalarala elde edilmektedir. Resimin dış bağlantıları serbest olarak bırakılmış, üsten ters bir şekilde komposizyon hazırlanmıştır.

Resim 676:

Bu baskıda ilk bakışta yuvarlak siyah bir kütle leke halinde dikkarimizi çekmektedir. Veysel Erüstün bu resmiyle 1950’lerde moda olan soyut ekspresif lekeci anlayışla çalışmış; aquantinta yöntemiyle ara değerleri uygulamıştır. Ortada ritim sağlayan beyaz parçalar üç kenardaki grilerle iyi bir denge yaratmıştır.

Resim 677:

Sabiha Erengönül’ün dairesel olrak hazırladığı bu komposizyon ile afişsel bir nitelik göze çarpmaktadır bunun yanında Japon baskı sanatının ekspresyonizme de yön veran dışavurumculuğunun tipik bir örneğidir. Resimde gri ve beyazlar çoğunluktadır. Romantik bir şekilde ifade edilen figür yine Japon üslubunda ve elbiseleri ve formu şekillendirilmiş, güvercinlerde çevresinde bir yapay küme oluşturmuş.

Resim 678:

Viyana fantastik realizim ekolünün yansıtıldığı Erol Deneç’in “Şahmeran” adlı metal baskısında bir yılan karmaşası, Şahmeran Efsanesi resmedilmektedir. Birbirinin içine geçmiş zengin biçim ve doku resmin heryerine adeta eşit bir biçimde dağıtılmıştır. Sanatçı baskısının içine tarih ve imzasını atarak belgesllik kazanmdırmıştır.

Resim 679:

Yine Erol Deneç’in “Burçlar” serisinden, “Öküz Burcunu” görüyoruz. Alaycı ve geniş fantezi biraraya gelince çok ustaca bir anatomi bilgisiyle zenginleşmiş desn görünümünde bir çalışmadır. 

Resim 680:

Uğur Üstünkaya’nın bu fantastik çalışmasında aşırı bir stilizasyon ile beraber masalsı bir anlatımı da birlikte görüyoruz. Erotizim anıtsal bir biçimde göklere çıkartılırken resmin alt taraflarında teknoloji ve realist yaşam unsurları görülür, resmin üst tarafında birden fantastik bir öğe haline gelen bulutları ve figürlerin saç uzantılarını görüyoruz.

Resim 681:

Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun genel kendi portereleri üslubundan ayrı görülemeyecek olan bir portre çalışmasıdır. Tipik gravür özelliği göstermeyen bu çalışmada Eyüboğlu’na özgü dekoratif unsurlar ön plana çıkmaktadır. Herşey adeta doku ve lekyle çözülmüştür.

Resim 682:

Çizgi sanatının tipik bir örneğidir. Minyatür komposizyon tekniği ile mekanlar yaratılmış, sürrealist bir ifade tarzıyla yalnız çizgilerden oluşan oryantel bir komposizyon ortaya çıkarmıştır. Bu batı unsurları göze çarpmaktadır. Bu resmin bütünlüğüne uymayan sol altta yerde yatan bir boğa görülmektedir. Belki de resim içindeki karmaşanın sebebi budur.

Resim 683:

Devrim Erbil’in minyatür ve primitive sanatların etkisinde kalarak yaptığı resimlerin bir devamı olan meatl oymada adeta bir mısır hikayesi işlenmiştir. Negatif tarzda yapılmış bir baskı yöntemidir.

Resim 684:

Mürşide İçmeli burada minimalist bir yaklaşımla sağladığı leke içerisinde realist anlamda sayısız figür yerleştirilerek şaşırtıcı bir ilüzyon yaratmaktadır. Resimde sosyolojik bir direnişi ve yenik düşmüş yalnız kalmış kadın figürleri görülmektedir.

Resim 685:

Mustafa Aslıer’in metal baskısında bir dönem sovyet rejimi ve bir dönemde Hitler Almanya’sında görülen totaliter rejimleri ifade eden ekspresyonizmin belirgin bir örneğidir. Simetrik ve statik bir yapıdadır.


(1)/(3). Dr. Mümtaz Işıngör, Prf. Dr. Erol Eti, Prf. Dr. Mustafa Aslıer. Temel Sanat Eğitimi Resim Teknikleri Grafik Resim. Milli Eğitim Devlet Kitapları, T.T Kurumu Basım Evi: 1986, Ankara.

(2)./(4). Nurullah Berk, Adnan Turani. Başlangıcından Bugüne Çağdaş Türk Resim Sanatı, 1980

KAYNAKÇA

  1. Turan Erol.19.Yüzyıl Türk Ressamları .Tiglat Yayınları,1980.
  2. Sezer Tansuğ. Çağdaş Türk Sanatı. Remzi Kitapevi, 1986.
  3. Nurullah Berk, Adnan Turani. Başlangıcımdan Bugüne Çağdaş Türk Resim Sanatı, 1980
  4. Dr. Mümtaz Işıngör, Prf. Dr. Erol Eti, Prf. Dr. Mustafa Aslıer. Temel Sanat Eğitimi Resim Teknikleri Grafik Resim. Milli Eğitim Devlet Kitapları, T.T Kurumu Basım Evi: 1986, Ankara.

Yorum Yaz